Daha huzurlu yaşam için

Hayatınızdaki mücadelelerinizde deneyimli bir rehberle sizde başarabilir ve hedeflerinize ulaşabilirsiniz

Hayatı dengede ve kalben mutmain bir şekilde yaşamak isteyenler...

hedef

Hedef belirleyemeyen veya varolan hedefinin üzerine cesaretle gidemeyenler...

problem

En iyi versiyonunuz olma yolunda size rehberlik etmek için bizler buradayız

Kalbimize Yazılan En Güçlü Reçete: Diğergamlık

​Bayram gelmesiyle birlikte sabahın ilk ışıklarıyla başlayan, tatlı ama bir o kadar da ciddi bir koşturmaca vardı evlerimizde. Kurbanlar kesildi, paylar ayrıldı; kimimiz kapı kapı dolaşıp ihtiyaç sahiplerine ulaştı, kimimiz akraba ve komşu ziyaretleriyle yollara düştü. Günün sonunda bedenimiz haklı olarak yoruldu, dizlerimizde derman kalmadı belki.

​Ama bir düşünelim... Nasıl oluyor da başkaları için bu kadar yorulmak bizi tüketmek yerine, içimizde tuhaf, tarifsiz ve huzurlu bir hafiflik bırakıyor? Neden yoruldukça hafifliyor, eksildikçe çoğalıyoruz?

​Maneviyatın asırlardır fısıldadığı bu sırrın cevabını, bilim dünyası da hayranlıkla tasdik ediyor.

​Bilimin Keşfi: İyilik Ömrü Uzatıyor mu?

​2003 yılında Psychological Science dergisinde yayımlanan, Stephanie Brown ve ekibinin yürüttüğü ezber bozan bir çalışma var. Psikoloji dünyasında yankı uyandıran bu araştırmada, tam 5 yıl boyunca yüzlerce yaşlı birey takip ediliyor. Yaşları, kronik hastalıkları, yaşam alışkanlıkları; yani ölümü tetikleyebilecek her türlü biyolojik faktör eşitleniyor. Bilim insanlarının peşine düştüğü soru net: "Hayatta daha uzun ve sağlıklı yaşayanlar, başkalarına yardım edenler mi?"

​Sonuçlar tek kelimeyle büyüleyici... Ne zaman ki bir insan bir başkasına maddî destek sağlıyor, komşusunun yardımına koşuyor, birinin derdini samimiyetle dinliyor; işte o insanların 5 yıl içindeki ölüm risklerinin %50 oranında azaldığı ortaya çıkıyor.

​Demek ki evrimsel biyolojimiz de, yaratılış kodlarımız da bencillik üzerine değil; diğergamlık, yani "başkalarını da kendin kadar düşünmek" üzerine programlanmış.

​Kalbi ve Damarları Koruyan Sır: Nöroendokrin Sistem

​Peki, bir ihtiyaç sahibinin kapısını çalıp ona kurban eti götürmek, kalbimizi ve damarlarımızı nasıl koruyabilir?

​Mekanizma tamamen ruh ve beden uyumunda gizli. Biz birine karşılıksız bir destek verdiğimizde, beynimizdeki "sosyal bağlanma ve ödül mekanizmaları" tetikleniyor.

DEVAMI YORUMDA�

...

Seslerin çoğaldığı, kelimelerin tenhalaştığı bir çağda yaşıyoruz aziz dostlar... Herkesin bir şeyler biriktirme, bir yerlere yetişme telâşında olduğu şu hengâmede, usulca fısıldayan bir davet yankılanıyor gök kubbede: "KURBAN..."

​Bizler kurbanı sadece bir ibadet, bir vecibe olarak görürüz? Oysa kelime köküne baksak, sır kapısı aralanacak aslında. Kurban; "kurbiyet"tir, yani yakınlaşmaktır. Kulun, aradaki tüm perdeleri kaldırıp Hakk’a yaklaşması; o yaklaşma esnasında da kendi hakikatine, ruhunun derinliklerine vasıl olmasıdır.

​İÇİMİZDEKİ İSMAİL’LER VE BIÇAK ALTINDAKİ NEFİS

​Manevî psikolojinin ve kalbî terbiyenin merkezinde şu soru yatar: Bugün bizim kurban etmemiz gereken nedir?

​Hazret-i İbrahim’in imtihanı sadece evladıyla değildi; kalbindeki en büyük sevgi bağıylaydı. Bugün bizlerin de gönül tahtına oturttuğu, esiri olduğu, "onsuz yapamam" dediği ne varsa; kibri, bencilliği, bitmek bilmeyen hırsları, haklı çıkma inadı, dünyalık kaygıları...İşte bizim İsmail’imiz de odur.

​Kurban; o İsmail’leri teslimiyet bıçağının altına yatırabilme cesaretidir. Nefsi feda edip, ruhu baki kılma sanatıdır. Kul, içindeki o ham duyguları kurban etmedikçe, gerçek mânâda "özgür" ve "kâmil" bir insan olamaz.

​BENLİKTEN "BİZ"E HİCRET

​Toplumsal hayatımız da bir kurban tefekkürü bekler bizden. Kurban, bencilliğin duvarlarını yıkıp, başkasının derdiyle dertlenme köprüsüdür. Paylaşmak; bendekini eksiltmek değil, sendeki yalnızlığı gidermek, "ben"likten vazgeçip "biz" olabilmektir. İnsan, başkasının yüzündeki tebessüme vesile olduğu müddetçe insandır ve iyileşir.

​Hülâsa-i kelâm;

Bu bayram, sadece bir ibadeti eda etmiş olmanın huzuruyla yetinmeyelim. Kalbimize dönelim, derin bir nefes alalım ve tefekkür edelim:

"​Bu bayram beni Hakk’a ne kadar yakınlaştırdı? ​İçimdeki hangi kibri, hangi kırgınlığı kurban ettim bu sabah?" diye tefekkür edebilelim. 

​Sözü üstadların duasıyla bağlayalım: Ruhumuz kurban olsun Canan’a, canımız feda olsun Rahman’a...

Gönüllerimizin fethettiği, maneviyatımızın derinleştiği, kalplerimizin birbirine kenetlendiği huzur dolu bir bayram niyazıyla...

​Kurban Bayramımız mübarek, kurbiyetimiz daim olsun.

Esracoaching Danışmanlık
İletişim no:05442717699

...

Hiç düşündün mü? Sahip olduğun her nefes, aslında devasa bir boşluğun ortasında parlayan incecik bir sırmadan ibaret. Elimizde tuttuğumuz o "varlık" ipi ne kadar uzun görünürse görünsün; her an, her saniye o daracık, o keskin ve o kaçınılmaz "yokluk" iğnesinden geçmeye çalışıyoruz.

Neden Bu Kadar Zorlanıyoruz?

Çünkü biz ipin ucunu dünyaya düğümlemeye çalışırken, zaman bizi iğnenin deliğine doğru itiyor.

Varlık; sevdiklerimiz, hayallerimiz, sesimiz ve tenimiz...

Yokluk; o sessiz, derin ve mutlak son...

Bu cümle aslında bize şunu fısıldıyor: Hizalan!

Eğer ipin dolaşıksa, hırslarınla düğüm olmuşsa ya da kibrinle kalınlaşmışsa; o delikten geçmek canını yakar. Hayatı akıcı kılan şey, ipin inceliği yani ruhun hafifliğidir.

Bugün elindeki varlık ipine bak. Onu neyle dolduruyorsun?
Sadece biriktiriyor musun, yoksa o daracık delikten geçerken arkanda zarif bir nakış mı bırakıyorsun?

Unutma: İğne yerinde durur, iplik ise geçer gider. Önemli olan o delikten geçerken kopmamak ve ardında anlamlı bir iz bırakabilmektir.

İşte bu yüzden, o daracık yokluk iğnesinden geçebilecek tek şey; incelmiş, hamlıklarından arınmış ve olgunlaşmış bir ruhtur. Kendini eğitmediğin, kişisel gelişimine emek vermediğin ve manevi psikolojinin derinliklerinde kendi ruhunu şifalandırmadığın her gün, o ipi daha da kalınlaştırır ve düğümlersin.

​Hayattaki en büyük yatırım, insanın kendi içine yaptığı yolculuktur. Ruhunu bilgelikle, farkındalıkla ve içsel bir eğitimle besle ki; o kaçınılmaz kapıya vardığında arkanda pişmanlıklar değil, tekamülünü tamamlamış zarif bir nakış bırakabilmiş olasın. Bugün kendine bir söz ver ve kendi içsel eğitimini erteleme.

Esracoaching Danışmanlık
İletişim no: 05442717699
https://esracoaching.com

#kisiselgelisim #manevipsikoloji #farkındalık #değişim #tekâmül

...

Limitlerinle Tanışmak Yenilgi Değil, Dürüstlüktür!

Hayat, bitmek bilmeyen bir maraton gibi üzerimize geliyor. Çoğu zaman "biraz daha gayret," "az daha sabır" diyerek kendimizi kamçılıyoruz. Ancak unutulan bir gerçek var: İnsanın psikolojik sermayesi sınırsız değildir.
Herkesin bir "benden bu kadar" noktası vardır ve bu nokta, aslında karakterimizin en çıplak kaldığı yerdir.

Peki neden o noktaya geliriz?

Tükenmişlik bir seçim değil, sonuçtur.
Sabrı, her şeye katlanmak sanıyoruz. Oysa gerçek sabır, bir amaç uğruna zorluğa göğüs germektir. Amaç kaybolduğunda, sabır yerini öfkeye bırakır.

Sınır çizememek: Başkalarına "evet" derken kendimize kaç kez "hayır" dediğimizi hesaplamıyoruz. O son damla, aslında yılların birikmiş "hayır" diyemeyişidir.

Kendi gerçeğinden kaçmak: Kapasitemizin üzerinde yük taşımayı kahramanlık sayıyoruz. Oysa bir noktada durmak, pes etmek değil; kendi sınırlarına saygı duymaktır.

 Bu Bir Son Değil, Bir Yüzleşmedir
"Benden bu kadar" dediğiniz an, aslında kendinize şu soruyu sorduğunuz andır: "Ben kimin hayatını yaşıyorum?"

Başkalarının beklentileri, toplumun dayatmaları ya da bitmek bilmeyen başarı hırsı... O kırılma noktası, size aslında neyin değerli olduğunu hatırlatan bir aynadır. Eğer bugün o noktadaysanız, kendinizi suçlamayı bırakın.

Unutmayın! Hiçbir başarı, ruh sağlığınızdan ve iç huzurunuzdan daha değerli değildir. En büyük olgunluk, nerede duracağını bilmektir. Çünkü ancak durmayı bilenler, bir sonraki adımı daha sağlam atabilirler.

Esracoaching Danışmanlık
İletişim no: 05442717699 
https://esracoaching.com

#kisiselgelisim #manevipsikoloji #farkındalık #değişim #sınırkoymak

...

Sınır çizmeyi beceriyor musun?

Bazen hayatta neden bazı insanların bize hoyratça davrandığını, neden sınırlarımızı ihlal ettiğini düşünüp duruyoruz. Cevabı bu videoda gizli...

Videodaki adamın yanından geçen araba neden yavaşlıyor? Şoför çok nazik olduğu için mi? Hayır. Adamın elindeki o "tuğlayı" gördüğü için. Eğer o su birikintisinden hızla geçip adamı ıslatırsa, o tuğlanın kaportaya ineceğini biliyor.

Sınır Çizmek Neden Önemli?

1-Netlik Sağlar: İnsanlara size nasıl davranmaları gerektiğini siz öğretirsiniz. Sınırlarınız yoksa, herkes kendi hızında ve dikkatsizliğinde üzerinize çamur sıçratabilir.

2-Caydırıcıdır: "Buraya kadar gelebilirsin ama ötesi yasak" demek, sertlik değil, kendine olan saygındır.

3-İlişkileri Korur: Tuğla (yani sınır) başta korkutucu görünse de aslında kazayı önler. Araba yavaş geçer, adam kuru kalır, kavga çıkmaz.
> "Hayat, siz sınır çizene kadar size çarpmaya devam eden bir trafik gibidir."

> Kendi değerini korumak için elinde o "tuğlayı" tutmaktan çekinme. Sert davranmak zorunda değilsin ama sınırlarının olduğunu ve ihlal edildiğinde bir karşılığı olacağını hissettirmek zorundasın.

Şayet sen de hayatında o "tuğlayı" ne zaman ve nasıl göstereceğini bilemiyorsan, sınırlarını korumakta zorlanıyor ve sürekli "ıslanıyorsan" doğru yerdesin. Kendi sınırlarını nezaketle ama kararlılıkla inşa etmeyi öğrenmek için "Kişisel Gelişim ve Manevi Psikoloji" eğitimimize katılabilir, içsel dengeni yeniden kurabilirsin.

Esracoaching Danışmanlık
İletişim no: 05442717699
https://esracoaching.com

#kisiselgelisim #manevipsikoloji #farkındalık #sınırçizmek
#içselyolculuk

...

İnsan, insanın rengini alır mı? Evet, alır...

Zira nazar tesirdir; bakışın değdiği, sohbetin demlendiği her kalpte bir alışveriş başlar.
Bakınız, "Kişi dostunun dini üzeredir" buyurulur. Bu, sadece bir inanç meselesi değil, bir "hâl" meselesidir. İnsanoğlu, yanındaki refikinin aynasıdır. Kimi tutarsan, kimi yoldaş edinirsen, bir müddet sonra ruhunun rengi ona çalmaya başlar.
Gül bahçesine giren, üzerinde bir gül kokusuyla çıkar; demirci dükkânına uğrayan ise is kokar. Bu, kaçınılmazdır.

İnsan, beraber nefes aldığı kimsenin meşrebini, duruşunu, hatta bakış açısını kendine sirayet ettirir. Sükûtun bile bir dili vardır; sevdiğin adam sustuğunda, sen de onun sessizliğinde huzur bulursun.

Meselenin aslı şudur! Kalbin kalbe bir yolu vardır, bu yol sessiz sedasız işler. Kiminle ağlıyorsan, kiminle tebessüm ediyorsan, ömrün ona benzeyerek nihayete erer. Eğer yanındaki dünya derdindeyse, senin de rengin kararır, ufkun daralır. Eğer yanındaki "yâr" ve "hakikat" peşindeyse, senin de gönlün aydınlanır, bakışın ferahlar.Bu sebeple, meclis seçimi mühimdir.

Öyle birini bulmalı ki; yanında durduğunda kendine gelesin, ruhun pasından arınsın, gönlün zenginleşsin. İnsan, ömrünü harcayacak birini ararken aslında bir "renk" arar. Kendi rengini, daha parlak, daha derin, daha hakikate yakın kılacak bir dost...

Velhasıl, çevrene bak. Eğer renginden, huzurundan, kendi içindeki bahardan memnunsan; doğru meclistesin demektir. Lakin ruhun soluyor, için daralıyorsa; durup bir düşün. Zira insan, insanın kaderidir. Seçtiğin yoldaş, senin rengindir.
Hülasa; rengin kimde kalmışsa, sen osun.

Eğer ruhunun rengini, o kadim hakikatin nuruyla yeniden parlatmak ve mânâ yolculuğunda hakiki yoldaşlarla buluşmak istersen, kapımız ardına kadar açıktır.

"Ruhsal Psikolojiye Giriş" eğitimimiz, kendi hakikatine dönmek isteyen kıymetli hanımefendiler için bir vesile-i hayırdır; buyurun, kalbi kalbimize değenlerle beraber yürüyelim.
 
Esracoaching Danışmanlık
İletişim no: 05442717699
https//esracoaching.com 

#kisiselgelisim #manevipsikoloji #ruhsalyolculuk

...

Hep "Aferin" Beklemekten Yorulmadınız mı?

Hayatınız boyunca hiç "Acaba bu kıyafet yakıştı mı?", "Bu kararı alsam başkaları ne der?", "Yeterince iyi görünüyor muyum?" diye düşündüğünüz oldu mu? Eminim olmuştur.

Hepimiz zaman zaman başkalarından "Harikasın", "Çok doğru yaptın" gibi cümleler duymak istiyoruz. Buna "onaylanma ihtiyacı" diyoruz. Peki, neden bu kadar önemli bizim için?

Çünkü çocukluğumuzdan beri bizi birileri takdir etsin, başımızı okşasın diye alıştık. Büyüdüğümüzde de bu alışkanlık devam ediyor. Sanki başkası bizi onaylamazsa, yaptığımız işin veya aldığımız kararın bir kıymeti yokmuş gibi hissediyoruz.

Ama bir duralım ve düşünelim! 
Bir başkasının "Evet, güzel olmuş" demesi, sizin o şeyi gerçekten sevdiğiniz anlamına mı geliyor? Yoksa sadece başkasını memnun ettiğiniz anlamına mı?
Başkalarından gelecek alkışa bağımlı yaşamak, hayatınızın direksiyonunu başkasına teslim etmek gibidir. Onlar "ileri" derse gidersiniz, "dur" derse durursunuz.

Oysa kendi yolunuzu ancak "Ben bu kararı kendim için aldım ve kendimle gurur duyuyorum" dediğinizde bulabilirsiniz.
Başkalarının sizi nasıl gördüğüne değil, aynaya baktığınızda kendinizi nasıl gördüğünüze odaklanın. Sizin onayınız, herhangi birinin alkışından çok daha değerlidir.

Kendinize inanmaya başladığınızda, dışarıdan gelecek eleştirilerin de, övgülerin de aslında sadece "onların" fikri olduğunu fark edeceksiniz. Hayatınızın başrolü olmak istiyorsanız, alkış beklemeyi bırakıp perdeyi kendiniz açın.

Kendi değerini fark etmek, başkalarının beklentilerinden sıyrılıp kendi kararlarının arkasında durmak ve daha güçlü bir duruş sergilemek isteyen kadınlara özel yeni eğitim dönemi kayıtlarımız devam ediyor.

Eğer "Artık sıra bende" diyorsanız, detaylı bilgi ve başvuru için profilimdeki bağlantıya tıklayabilir veya DM'den "EĞİTİM" yazıp ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

Ayrıca yazımın ruhunu ve hissini bu kadar zarif bir görsel dile dökerek duyguları ete kemiğe büründüren, kıymetli @ihsancanitez'e ve sesiyle anlatıma derinlik katan kıymetli @tugbayiilmaaz'a bu etkileyici dokunuşu için teşekkür ederim.

Esracoaching Danışmanlık
İletişim no: 05442717699
https://esracoaching.com

#kisiselgelisim #manevipsikoloji

...